Dünyadaki İlk Tıp Okulu olarak Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifası

İnsanoğlunun varlığı ile beraber hastalıklarda başlamıştır. Yerleşik yaşama geçmiş olan ilk medeniyetlerde, hasta tedavilerinde, büyü ve duadan ileriye geçilememiştir. Zamanla insanlara yetersiz gelen bu tedavi yöntemleri, ilerleyen zaman dilimlerinde, bilimsel ve gerçekçi tedavilerin olması gerekliliğini göstermiştir. Bu aslında tıp tarihini başlatmıştır. Hastalıkların iyileşmesi için gereken tedavi süreci de tarih içinde gelişmiştir.

Anadolu’da Büyük Selçuklu Döneminde belli oranda bilimsel ve kültürel bir gelişim yaşanmıştır. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra kurulmuş Anadolu Selçuklu Devleti de kendinden önceki bilim ve kültür birikimini geliştirmiştir (Turan, 1971, s.278). Anadolu Selçuklu döneminde çok sayıda inşa edilmiş olan darüşşifalar özellikle ticaret yolları üzerinde vakıf anlayışı içerisinde kurulmuş ve devlet kontrolü altında hizmet vermiştir (Aydın, 1996, s.164). O dönemlerde kurulmuş darüşşifalarda erkek ve kadın bölümlerinin ayrı ayrı bulunması dikkatleri çeken en önemli noktalar arasındadır. Ayrıca bu darüşşifaların bazılarında akıl hastalıklarının tedavisi için bimarhane adı verilen ayrı bir bölüm bulunmaktadır. Darüşşifa binasında eczacıların kontrolünde bulunan bir ilaç deposu mevcuttu. Hastaların bakımı, yemek ve ilaçların hazırlanması, temizlik gibi işler için darüşşifalarda görevli işçiler çalışıyordu (Şeşen, 1996, s. 65-70). Anadolu Selçuklu döneminde tamamı vakıf olarak hizmet veren çok sayıda darüşşifa inşa edilmiştir. Bunlardan en önemlisi içerisinde hem tıp okulu hem de hastaneyi barındıran “Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifasıdır” (Cantay, 1992, s.1-2).

Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifası, Kayseri

Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifası: Kayseri’de yerleşim, M.Ö. III. binde bugünkü şehrin 21 km kuzeydoğusunda yer alan Kültepe-Kaniş’ te başlar. M.Ö. 1800-700 yıllarına gelindiğinde Hititliler, Orta Anadolu’ya; dolayısıyla Kayseri’ye hâkim olur. Kaniş bölgesinde M.Ö. 1200 de hayat devam ederken, Erciyes’ in kuzey eteklerinde Kayseri’ nin ilk çekirdeğini oluşturan Mazaka adıyla yeni bir şehir kurulmaya başlar. M.Ö. 800’lere kadar Hititlerin hâkim olduğu bölgeye bu tarihten sonra Frigler hâkim olur. Tarihler M.S. 17’yi gösterdiğinde Kapadokya bölgesi ve baş şehri olan Kaisareia’nın bir eyalet olarak Roma’ya bağlandığı bilinmektedir. 1071’ den sonra Anadolu Selçuklu Devleti Kayseri’ ye hâkim olur (Kılıç, 2007).

Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’ya yerleşen Anadolu Selçukluları, Anadolu topraklarında çok geniş bir coğrafyayı etkisi altına almıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin, Anadolu’ya hâkim olduğu ilk dönemde bölgede Yunan-Roma ve Bizans ögeleri hâkimdi. Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında önemli katkısı olan Anadolu Selçuklu Devleti bu öğeleri Türk-İslâm kültürü ile birleştirmiş ve Türk-İslâm sanatının gelişmesine öncülük etmiştir. Bu bağlamda özellikle medreseler, darüşşifalar, camiler oldukça büyük ilgi çekmiştir (Anabritannica Ansiklopedisi, 1992, s.31). Anadolu’da, Selçuklular tarafından kurulan medreselerin genellikle XII. ve XIII. yüzyıla ait olduğu dikkati çekmiştir

Müzikle tedavi eden ilk hastane: Amasya Darüşşifası

Yüzyıllar boyunca Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında mektep, medrese, hamam, cami gibi çeşitli eserler yaptırılmıştır. Bunlara ek olarak yaptırılan en önemli eserler darüşşifalar olmuştur. Döneminin hastane yapıları olan bu müesseseler gelip geçen yolcu, tüccar, garip ve kimsesizler için yaptırılmış ve din, dil, ırk ayrımı yapılmaksızın tedavi ettirilmişlerdir. Selçuklu döneminde Anadolu’nun her büyük şehrinde en az bir tane darüşşifa yapılmıştır. Bunlardan bugüne kadar kalan darüşşifalar arasında; Mardin Eminüddin Maristanı (1108-1122), Kayseri Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Maristanı (1206), Sivas İzzeddin Keykavus Darüşşifası (1217),  Divriği Turan Melek Darüşşifası (1228),  Konya ve Aksaray Darüşşifaları,  Çankırı Cemaleddin Ferruh Darüşşifası (1235),  Kastamonu Ali b. Süleyman Darüşşifası (1272),  Tokat Muinüddin Süleyman Darüşşifası (1255-1275),  (1220-1237) sayılabilir (Ünver, 1940). Avrupa’da hastaların manastırda rahipler tarafından tedaviye çalışıldığı bir dönemde, Anadolu Selçuklu Devletinde Darüşşifalar, devlete yük olmadan bir hayır kurumu olarak hiçbir ayrım yapmaksızın hastaları Dünyadaki İlk Tıp Okulu olarak Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifası tedavi ediyordu. Darüşşifalarda hasta tedavi etmenin yanı sıra haftada iki gün, pazartesi ve perşembe günleri poliklinik hizmeti veriliyor, dışarıdan gelen hasta yakınları dinleniyor ve uygun ilaç hazırlanıyordu. Bu hazırlanan ilaçlar ücretsiz veriliyor ve dışarıda parayla satılması yasaklanıyordu. Bütün bunların yanı sıra darüşşifalarda tıp eğitimi de veriliyordu (Altıntaş, 2007; Yılmaz, 2006). Kuruluşun vakfiyesi ele geçmemiştir. Fakat 1500 ve 1584 yıllarına ait Kayseri tahrir ve evkaf defterlerinde, vakfedilen emlâk ve burada çalışan görevliler hakkında bilgi bulunmaktadır. Konya sancağı evkaf defterleri içinde yer alan ve bugün Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’nde muhafaza edilen Defter-i Mufassal-ı Livâ-yı Kayseriyye (nr. 136) ve Defter-i Evkāf-ı Livâ-yı Konya’daki (nr. 565, 584) kayıtlarda Şifâiyye ve Gıyâsiyye’ye müştereken üç köyün malikânesiyle iki mezraa, bir hamam ve iki arsanın vakfedildiği ve 1584’teki yıllık gelir toplamının 43.643 akçe tuttuğu görülmektedir. Bu kayıtlardan, 1584 yılında Şifâiyye ve Gıyâsiyye’nin müderrislerine 20’şer akçe günlük tahsis edildiği ve aynı yıl öğrencilere 8 akçe, vakıf gelirlerini toplayan tahsildara da (câbî) “kitâbete kādir olmak şartıyla” 2 akçe ayrıldığı öğrenilmektedir. Burada, at sırtında köy köy dolaşan görevliye 2 akçe ödenirken öğrencilere 8’er akçe harçlık bağlanması, o dönemde tıp öğrenimine verilen önemi göstermesi açısından ilginçtir (TDV İslam ansiklopedisi).

Türk-İslâm medeniyetlerinde, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde inşa edilen darüşşifalarda hemen hemen aynı mimari yapı görülmektedir. Bunlar eyvanlı avluya sahip dikdörtgen planlı, ortadaki avluya revaklarla açılan ve bunların gerisinde odalar olan binalardır. Ortadaki avluda ufak bir havuz bulunur. Bu avlunun dört tarafı kubbeli eyvanlarla çevrilidir. Darüşşifalarda hastalar için bir hamam ve ilaçların hazırlandığı bir oda bulunur. Darüşşifalar bütün fonksiyonları yerine getirecek şekilde planlanır ve mimari açıdan kendi içinde bir bütünlük sağlar (Altıntaş, 2009, s.125).

Tıp fakültesi ve hastaneyi aynı binada birleştirerek dünyada bir ilki teşkil eden, Anadolu Selçuklu hükümdarlarından meşhur II. Kılıç Arslan’ın kızı ve I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kız kardeşi olan Gevher Nesibe Sultan’ın adına yaptırılan Gevher Nesibe Darüşşifası, Anadolu’ da yapılmış Selçuklu darüşşifaları ve medreseleri içinde en seçkin olanıdır. Bu darüşşifa halk arasında genellikle Gevher Nesibe Hatun Darüşşifası, Çifte veya İkiz Medreseler adıyla; ayrıca Kayseri Darüşşifası, Şifa Hatun Medresesi, Kayseri Tıbbiyesi, Gevher Nesibe Hastanesi, Darüşşifa Medresesi gibi farklı isimlerle de anılmaktadır (Sipahioğlu, 1981). Yapı batıda şifahane ve doğuda medrese olmak üzere yan yana yapılmış iki blok halindedir.

Şifahane kısmının batı tarafında akıl hastalıkları bölümü yer alırken, medrese kısmının kuzeydoğu köşesinde Gevher Nesibe’nin kümbeti yer alır. İki kapı üzerinde de kitabe bulunmaktayken bunlardan yalnızca şifahanenin üzerinde bulunan kitabe günümüze kadar gelmiştir (Yılmaz, 2006; Köker, 1991). Rivayete göre şifahanenin yapılış öyküsü şöyledir: Gevher Nesibe Sultan’ın ağabeyi olan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Gevher Nesibe Sultan’ın gönül verdiği Selçuklu süvari komutanı ile evlenmelerine izin vermeyip komutanı savaşa gönderir. Komutan kısa süre sonra savaşta şehit düşer. Bunu öğrenen Gevher Nesibe Sultan üzüntüler içinde yemez içmez olur ve sonunda o zamanların tıbbi imkânlarıyla tedavi edilemeyen ince hastalığa (tüberküloz) yakalanır. Ölüm döşeğindeyken kendisinden özür dileyen ağabeyinden son isteği ise kendi mal varlığı kullanılmak kaydıyla bir şifahane inşa ettirilmesidir. Gevher Nesibe Sultan bu şifahaneye gelen hastalardan ücret alınmamasını; ayrıca burada hekim ve cerrah yetiştirilmesini de istemiştir (Sipahioğlu, 1981).  Otuz dokuz yaşına gelmeden hayata gözlerini kapattığı söylenen Gevher Nesibe Hatun’un son arzusunu yerine getirmek için ağabeyi I. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1204 yılında hastane kısmının ve ardından medrese kısmının inşasını başlatır ve inşaat 2 yılda tamamlanarak 1206 yılında hizmete açılır (Ünver, 1940).

 Gevher Nesibe Darüşşifasının Mimari Özelliği:  Batıdaki bölümü şifahane, doğudaki bölümü tıp medresesi olan 68×42 metre ebadında, 2800 m2’lik bir alanı kapsayan bu yapı, açık avlulu iki birimden oluşur. Darüşşifa ve medrese binaları 1,5×11 metrelik dar bir koridorla birbirine bağlanır. Her iki binanın da kapıları ayrıdır. Hem darüşşifa binasının hem de medrese binasının ortasında havuzu olan avlu mevcuttur. Darüşşifa binasındaki avlu medrese binasındaki avluya  göre daha büyüktür.  Bu avluların dört tarafı revaklarla çevrilidir. Revaklara açılan odaların kapılarının hepsi küçüktür. Selçuklu dönemindeki yapılan abidelerde eyvan ve tonozları meydana getiren yontma taşlar üzerinde taşçı işaretleri ve Türk damgaları bulunmaktadır. Bunlar Gevher Nesibe Darüşşifasında da dikkatleri çekmiştir (Köker, 1991).

Taç Kapı: XIII. yüzyıl Anadolu mimarisi taç kapılarının tipik bir örneği Gevher Nesibe Darüşşifasının şifahane kapısında görülmektedir (Bostan, 2001, s. 97) .  Medrese kısmında yer alan kapı, şifahane taç kapısı kadar sanatlı olmamakla beraber tamamen orijinalliğini kaybetmiştir (Kılıç, 2015). Şifahane kapısında kitabe yer almakta ve kapı üzerinde orijinal Selçuklu motifleri görülmektedir. Kapıda en üstte ortada çift yılan kabartması ve iki yılanın ortasında dönen Selçuklu motifi vardır; ancak orijinal hali günümüze kadar korunamamıştır (Köker, 1991) Kapının dış çevresi birbirine geçmeli Selçuklu motifleriyle çevrilidir ve girişin sağ ve sol yanında küçük oyuklar vardır. Sağdaki oyuğun üstünde Kılıçaslan’a işaret eden bir arslan kabartması sembolü vardır. Kapı giriş oyuğunun üst kısmı yedi kademeli mukarnaslarla (sarkaç) bezelidir (Köker, 1991).

Burada yılan sembolüne biraz değinecek olursak.

Tıbbın sembolü Yılan

Yılan: Tıpta yılanın bir sembol olarak kullanılmasının başlangıcı tam olarak bilinmemektedir. Asclepios’la başlayan antik tababetinde evrensel sembolü olmuştur (Ersoy,s.271). Günümüzde de halâ tıp, eczacılık ve diğer sağlıkla ilgili alanlarda yılan sembolü kullanılmaktadır. Bir başka yazıda tıbbın sembolü yılana değinmek daha anlamlı olacaktır. Çünkü asaya sarılan yılandaki asadan, Desmont Morris’in ‘’Sevmek dokunmaktır’’ kitabındaki sünnet ile ilgili bölümde ‘’sünnette sıyrılan derinin yılanın değişen derisi’’ sembolizması benzetmesine kadar çok geniş  bir sembolizma vardır.

İnsanlık tarihine bakacak olursak yılan, hiçbir zaman basit ve sürüngen bir hayvan olmamış, yılana çeşitli güçler ve kimlikler yüklenerek kutsal sayılmıştır. İlkel dönemlerde bile yılan dinsel ve mitolojik bir sembol olmuştur. Yılana bu denli anlam yüklenmesinin sebepleri arasında; diğer hayvanlardan farklı olarak sürünerek çok hızlı hareket etmesi, deri değiştiriyor olması ve zehri gösterilmiştir (Görkey, 1999). Ayrıca yılan bilgeliğin sembolü olarak birçok toplumda kabul görmüştür. Yılanlı sembollere Selçuklu Döneminde de rastlanmış, Kayseri Gevher Nesibe Darüşşifasından başka diğer darüşşifalarda da kullanıldığı dikkatleri çekmiştir (Ünver, 1972, s.19). Kuyruğunu ısıran yılanın doğum /ölüm / doğum şeklindeki sonsuzluk sembolüne benzemesi, efsanevi Şahmaran … Belirttiğim gibi yılan kendi başına bir yazı konusu olmazsa sürüklenip gideceğiz, asıl yazı konumuza dönersek.

Medrese Kısmı: Dikdörtgen şeklindeki yapının güney cephesinden medrese kısmının giriş mekanına geçilir. Giriş mekanının iki yanında birer oda bulunur. Ortasında küçük bir havuzu bulunan avlunun dört yanı revaklarla çevrilidir. Medrese kısmının batı tarafının ortasında bir eyvan bulunur. Bu eyvanın her iki yanında birer hücre yer alır. Medresenin kuzeyinde ise Gevher Nesibe Hatun’ un kümbeti yer almaktadır (Kuru, 1998, s.96).

Şifahane Kısmı: Medrese kısmıyla dar bir koridorla birleşen şifahane kısmı, 42,3×41,4 metre ölçüsünde bir alanı kapsamaktadır (Cantay, 1992, s.1-2). Şifahanenin asıl girişi abidevi bir taç kapı ile gerçekleşmektedir. Medrese kısmı ortasında havuzu bulunan bir avluya sahiptir (Kuru, 1998, s.96). Şifahane kısmının batı kanadından bir koridor uzanmaktadır ve bu koridorun sonunda akıl hastalarının tedavi edildiği düşünülen “bimarhane” olarak adlandırılan bir bölüme geçilmektedir (Ünver, 1940).

Bimarhane (akıl hastalıkları bölümü): Şifahanenin batı kanadında bulunan bimarhane 9×41 metre boyutlarındadır. Bu kısma şifahane avlusundan dar bir koridorla girilmektedir. Bimarhane; solda 9, sağda 8 odadan oluşmaktadır. Hasta odalarının eyvan kavislerinde karşılıklı ikişer delik bulunmaktadır. Bu deliklerin uygulanan musiki veya telkin tedavisi amacıyla yapılmış olabileceği düşünülmektedir. Koridorlarda tedavi amacıyla oluşan bu ses dünyanın ilk primitif hoparlörleri gibidir. Odaların tonozlarında ışık ve havalandırma için oluşturulmuş açıklıklar görülür. O dönemlerde batı dünyasında akıl hastaları, toplumdan uzaklaştırılır ve son derece kötü şartlara sahip binalarda bırakılırken; bu bimarhanede akıl hastalarının tedavisi yapılırdı (Köker, 1991).

İlginçtir buraya çok yakın başka bir yerleşim yerinde, Nevşehir’in Derinkuyu ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde Bizans döneminden kalma olduğu öne sürülen Aya Maryeros Yeraltı Manastırı’nın, dünyada akıl hastanesi olarak kullanılan ilk mekân olduğu biliniyor. Geniş bir bahçe içinde, tek katlı olan ve ikamet amaçlı kullanılan taş bina ile girişi birleşen kayadan oyma Aya Maryeros Manastırı’na, demir kapıdan giriliyor. Yaklaşık 20 basamaklı taş merdivenden inilince kayadan oyulma geniş bir alana geçiliyor. Manastırın tam ortasında, merkezi belirtmek için yuvarlak kenarlarında daire oluşturacak şekilde sıralanmış taş döşemeler bulunuyor.

Osmanlı’da Akıl Hastaları tedavsi

Geniş alanın etrafında, yine kayadan oyularak oluşturulan odalar yer alıyor. Bu odaların girişleri, sonradan yapıldığı anlaşılan tahta kapı ve çerçevelerle kapatılmış durumda. Ortadaki merkez taşının solunda yer alan geniş sütunun içi de oyularak 6 basamaklı merdivenle ulaşılan bir kürsü oluşturulmuş. Manastır ya da akıl hastanesi yöneticilerinin bu kürsüden çalışmaları yönettikleri belirtiliyor. Manastırın güney kısmında bulunan tünelin, Derinkuyu Yer Altı Şehri’ne, kuzeybatı cephesindeki tünelin ise Kaymaklı beldesindeki yer altı şehrine bağlantısı bulunuyor. Yetkililer, zamanında akıl hastalarının tedavi edildiği bir yer olan manastırın, aynı zamanda düşman tehlikesi karşısında bölgedeki insanların yer altı şehirlerine geçişini sağlayan bir üs olarak da kullanıldığını ifade ediyor.

Hamam: Üstü kubbe ile örtülü, tuğladan yapılmış kare planlı hamama, bimarhane koridorunun soldaki ilk odasından girilmektedir. Aralıklarla dört adet yuvarlak tipik Selçuklu hamam penceresi bulunmaktadır. Hamamın; hastalara, tıp öğrencilerine ve çalışanlara hizmet verdiği düşünülmektedir (Köker, 1991) .

Darüşşifada Isıtma Sistemi: 1980 yılında yapılan tadilat aşamasında toprak altından fazla miktarda spiralli künkler meydana çıkmıştır ve bunun şifaiyeye suyu getiren ve dağıtan su tesisatı olduğu düşünülmüştür (Köker, 1991). Bu künklerin, darüşşifanın yakınlarında bulunan bir kaplıca ya da hamamdan sıcak suyu yapıya taşıyarak “merkezi ısıtma” amacıyla kullanılmış olma ihtimali büyüktür.

Darüşşifa’ da Tıp ve Eczacılık: Darüşşifada hastane kısmının yanı sıra medresenin de bulunması, buranın temel amaçlarından birinin de tıp eğitimi vererek yeni hekimlerin yetişmesinin sağlanması olduğunu düşündürmektedir. Medreselerde okutulan dersler genellikle ihtisas konularına göre hadis, fıkıh ve tıp gibi konulardır (Ünver, 1972, s.19). Gevher Nesibe Darüşşifası aynı dönemdeki diğer darüşşifalarda olduğu gibi tedavi metotları yönünden İslâm-Arap etkisi altında kalmıştır.

Bu dönemde Ebu Bekir er Razi ve İbn Sina’nın eserleriyle birlikte, Hipokrat ve Galen, Eski Yunan ve Roma kaynakları üzerinde de eğitim verilmiştir. Burada çalışan hekim ve müderrisler arasında alim ve filozof olan Abdüllatif el- Bağdadi, Mevlana’nın yakın dostu ve özel hekimi olan Ekmeleddin el- Nahcuvani, Kayseri müftüsü İnayetullah gibi şahsiyetlerde yer almıştır (Özkul, 2020)

Türklerin müziği eğlence amaçlı kullanmasından öte, tedavi amaçlıda kullandığı bilinmektedir. Türklerde ilk defa akıl hastalarını müzikle tedavi etme yöntemi  Gevher Nesibe Hatun Bimarhanesi’nde uygulanmıştır. Gevher Nesibe, psikiyatrik tedavi açısından da bütüncül  tedavi ve bakım anlayışı ile ilk Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi hizmeti vermiş olan bir kurumdur. Dünyanın bir çok yerinde, ortaçağ döneminde akıl hastalarına kötü muamele uygulanırken Anadolu’da bu hastalar hoşgörü ve korumacı bir yaklaşım içerisinde, Medresedeki özel odalarda güzel koku, kuş sesi, su sesi ile müzik dinletilerek tedavi edilmişlerdir. Hastaların odalarında, eyvan kavislerinde bulunan karşılıklı ikişer deliğin ,musiki ve telkin tedavisi amacıyla yapılmış olduğu da düşünülmektedir (Özfatura.2004).

Medresede tepeden aydınlatmalı üç ameliyathane bulunmaktadır. Katarakt ve mesane ameliyatları burada yapılmıştır. Hastalara narkoz olarak, ademotu, şarap, afyon, hindistan cevizi karışımı ve sarı sabir verilmiştir (Özfatura.2004)

Son olarak günümüzde medrese Gevher Nesibe Hatun Tıp Tarihi Müzesi ve Selçuklu Uygarlığı Müzesi ile yerini almıştır.

Yazar Levent Öztürk, Ankara, 08 Ocak 2020

Kaynakça;

  • Altıntaş, A. (2007). Selçuklu Tıbbı, Tıp Tarihi ve Tıp Etiği Ders Kitabı. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları. Ankara Üniversitesi/Eczacılık Fakültesi, Ankara.
  • Aydın, E. (1996). Anadolu’daki Ticaret Yolları ve Selçuklu Sağlık Hizmetleri. Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, 164-75.
  • Anadolu Selçukluları. (1992). Anabritannica Ansiklopedisi (Cilt. 2). İstanbul: Ana Yayıncılık.
  • Bostan, S. (2001). Gevher Nesibe Darüşşifa Taç Kapısı Üzerine Bir Yorum. Sanat Yazıları, 97.
  • Cantay, G. (1992). Anadolu Selçukluları ve Osmanlı Darüşşifaları. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
  • Dündar M,  Emekli R,  Şener E . (2019) bilimname XXXIX, 2019/3, 79-103
  • Ersoy,N. Semboller ve Yorumları .Dönence yayınları
  • Görkey, Ş. (1999). Asklepios Kültü ve Anadolu’dan Bazı Örnekler. (III. Türk Tıp Tarihi Kongresinde Sunulan Bildiri). Türk Tarih Kurumu, Ankara.
  • Kılıç, A. (2007). Kayseri Gevher Nesibe Şifahanesi ve Tıp Medresesi. Kayseri: MedicalPark Hastanesi Kültür Hizmetleri.
  • Kılıç, A. (2015). Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Şefkat Abideleri: Şifahaneler. İstanbul: Bilnet Matbaacılık.
  • Köker, A.H. (1991). Kayseri Gevher Nesibe Tıbbiyesinin Mimarisi. (Gevher Nesibe Sultan Tıp Fakültesi Kongresinde Sunulan Bildiri). Erciyes Üniversitesi, Kayseri.
  • Köker, A.H. TDV İslam Ansiklopedisi
  • Kuru, Ç. A. (1998). Fetih’ten Osmanlı Dönemine Kadar Kayseri’de Türk Devri Mimarisi. Ankara: İlköz Matbaası.
  • Özfatura, İ (2004) Kılıçarslan’nın hisli kızı Gevher Nesibe
  • Özkul. K . (2020) Anadolu’da ilk tıp medresesi ‘Gevher Nesibe Hatun Darüşşifası’ Uluslar arası Göbeklitepe Sosyal ve Beşeri Bilimler Kongresi 2020
  • Sipahioğlu, H. (1981). Kayseri Gevher Nesibe Sultan Tıp Sitesi. Kayseri: Akın Matbaası.
  • Şeşen, R. (1996). Tıp Mesleğinin İlk Zamanları Hakkında Bazı Bilgiler. Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, 1, 10-11.
  • Turan, O. (1971). Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul: Turan Neşriyat
  • Ünver, A.S. (1940). Selçuk Tababeti. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Yılmaz, C., NECDET Y. (2006). Osmanlı Hastane Yönetmelikleri: Vakfiyelerde Osmanlı Darüşşifaları, Osmanlılarda Sağlık. İstanbul: Biofarma Yayınları.
  • Dünyanın ilk akıl hastanesi web haberleri

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*