“Pandemi dönemi yaşayan çocuklar, kaygı düzeyleri yüksek bireylere dönüşebilir” • Sonsöz Gazetesi

İSTANBUL (DHA) –  Yeni tip koronavirüs salgını her yaştan çocukların psikolojisini etkiledi. Uzmanlar kaygı ve stres kaynaklı olarak çocuklarda uykusuzluk, korkulu rüya, iştahsızlık, huzursuzluk görülebileceğini, pandemi dönemi yaşayan çocukların gelecekte kaygı düzeyleri yüksek bireylere dönüşebileceğini söylüyor. Çocuk ve ergenlerin pandemiden nasıl etkilendiğini anlatan Doç. Dr. Sebla Gökçe, “Fiziksel aktivite azlığı, akranları ile vakit geçirememeleri, ailelerin öğretmen rolüne geçmesi sebebi ile çocukların ve ailelerin kaygı, tükenmişlik, öfke gibi olumsuz duygu yoğunluğunda artış ve aile içi çatışmaların arttığı görülebiliyor” dedi.

Tüm dünyayı etkisi altına altına alan yeni tip koronavirüs (kovid-19) nedeniyle yaşanan pandemi dönemi her yaşta çocuk ve ergen başta olmak üzere tüm bireyleri farklı şekillerde etkiliyor. Dünyada milyonlarca kişi hayatını kaybederken, kimi sağlığını kaybetti kiminin sosyal yaşamı etkilendi kimi de ekonomik kayıplar yaşadı. Çocukların da ailelerin duyduğu kaygıdan, stresten, sokaklarda gördükleri maskeli yaşamdan, sosyal mesafeden etkilendiğini söyleyen Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Doç. Dr. Sebla Gökçe, çocuk ve ergenlerin pandemiden nasıl etkilendiğini anlattı.

“AİLELERİN HİSLERİNE BAĞLI OLARAK KAYGI YAŞIYORLAR”

Doç. Dr. Gökçe, 0-1 yaş çocuklarda annenin, babanın kaygısının bebeklerde huzursuzluğa sebep olduğunu söyleyerek, “Uyku ve beslenme problemleri şeklinde ortaya çıkıyor. Bebeğin bakım verene güvenli bağlanma geliştirmesi beklenirken, bu dönemde annede, bakım verende depresyon, kaygı, yüksek stres düzeyi bağlanmayı etkileyebiliyor. Bu durum çocuğun gelecekte hayatla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkileri olumsuz etkileyebilir” dedi.

Konuşmaya başlayan, hareket özgürlüğü kazanan ve sosyalleşmeye başlayan 1-3 yaş grubundaki çocukların pandemi döneminde daha çok ailelerinin nasıl hissettiğine bağlı olarak birtakım kaygılar yaşadığını belirten Doç. Dr. Gökçe, “Ayrılık kaygısı, anneye, babaya yapışma, ayrılmak istememe, onların yokluğunda huzursuzluk, davranış problemleri gösterebiliyor. Kaygı ve stres düzeyine göre, kendinin veya yakınlarının hastalıkları uykuya dalamama, sık uyanma, korkulu rüya görme, iştahsızlık, huzursuzluk, öfkelilik hatta öfke nöbetleri, uyku ve beslenme problemleri de görülebiliyor. İnsanların sürekli maske ile gezmeleri, birbirlerinden uzak durmaları, dokundukları yerlerden mikrop, virüs bulaşır kaygısı nedeniyle gösterdikleri davranışları gözlemlemeleri, ailelerinin ve kreşe gidiyorsa öğretmenlerinin bu konularda sürekli uyarması dış dünyayı tehlikeli algılamalarına neden olabilir” diyerek pandemide, dış dünyaya güvensizlik algılarının oluşmasının gelecekte onların kaygı düzeyi yüksek bireyler olarak gelişmelerine sebep olabileceğini belirtti.

KORKUTAN GÖRSELLER VE KONUŞMALARDAN KAÇININ

Okul öncesi dönemde, 3-6 yaş grubunda ailenin çocuğa yansıyan olumsuz duygularının yanı sıra, uyaran eksikliği, sosyal çevre eksikliği sebebi ile sosyal, bilişsel gelişimi beklenenden daha yavaş olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Gökçe, “Bu yaş grubunda çocuklar virüsleri onlara ve sevdiklerine zarar verebilecek canavarlar olarak algılayabilir, dış dünyadan bu sebeple daha çok korkabilirler. Özellikle onları korkutabilecek görsellerden, konuşmalardan korumak çok önemli. Bu korkular günlük hayatlarına tek başına kalmak istememe, bakım verenlerinden ayrılmak istememe, uykuya dalmakta güçlük, sık uyanma, korkulu rüyalar, gün içinde huzursuzluk, öfkelilik şeklinde kendini gösterebiliyor” diye konuştu.

6-11 yaş grubundaki çocukların ilk ve ortaöğretimde, online eğitim döneminde sorumluluklarının yerine getirilmesinde zorluklar yaşayabileceğini dile getiren Gökçe, sözlerine şöyle devam etti:

“Fiziksel aktivite azlığı, akranları ile vakit geçirememeleri, ailelerin öğretmen rolüne geçmesi sebebi ile çocukların ve ailelerin kaygı, tükenmişlik, öfke gibi olumsuz duygu yoğunluğunda artış ve aile içi çatışmaların arttığı görülebiliyor. Ölümü algılayabilen bu yaştaki çocuklar bir yakınını kaybettiyse ya da bu dönemde sıkça çevresinden yakınını kaybedenleri duyuyorsa kaygıları daha da artar. Mutsuzluk, isteksizlik, derslere odaklanamama, öğrenme güçlüğü, uyku problemleri, aşırı yeme ya da iştahsızlık, beslenmeyi reddetme gibi yeme problemleri hatta bozukları görülebilir.”

“KONTROL ALTINDA OLMAKTAN ETKİLENİYORLAR”

Ergenliğin başlangıcı ve orta evrelerindeki 11-14 yaş grubundaki çocukların akranları ile görüşememeleri durumunda olumsuz etkilendiklerini söyleyen Doç. Dr. Gökçe, “Sosyal hayatın eksikliği ve sürekli aileleriyle birlikte ve onların kontrolünde olmaktan çok etkileniyorlar. Pandeminin varlığını inkar etme eğilimi, etkilenmiyor görünmelerine de bu grupta oldukça sık karşılaşılır. Bu dönemde sorumluluklardan kaçma, akademik kayıplar, odaklanma ve motivasyon güçlükleri, enerji azlığı, zevk aldığı aktivitelere ilgi kaybı, uyku ve yeme sorunları, öfkelilik hali, aile içi çatışmalar ile ekran, oyun, internet bağımlılığı şeklinde görülebilmektedir” dedi.

Ergenliğin orta ve geç dönemlerindeki 15-18 yaş grubunda normal dönemlerde de sıkça görülen gelecek kaygısının pandemi ile birlikte de daha sık ve ağırlaştığı görülebildiğini söyleyen Gökçe, “Akranlarından uzak olmaları, aile ile daha fazla vakit geçirme ve sorumluluklarının daha fazla hatırlatılması, çatışmaları, gelecek kaygıları ve depresif bulguları arttırabiliyor. Bu grupta umutsuzluk, değersizlik, çaresizlik gibi depresif bulgularda, depresyon sıklığında artış, kendine zarar verme, intihar girişimleri bile görülebiliyor” diyerek aileleri uyardı.

UMUT ETMEYİ ÖĞRETİN

Pandemi sürecinde çocuk, ergen ve ailelere şu önerilerde bulunan Doç. Dr. Sebla Gökçe, “Bütün bu zorlukları, getirdiği tüm duygular ile kabul edebilmeli, işlevselliğimizi, enerjimizi mümkün olduğunca korumaya çalışmalıyız” dedi.

Doç. Dr. Gökçe, sözlerine şöyle devam etti:

“Bize, çocuğumuza iyi gelen, keyif veren aktivitelere yönelmek elbette oyun oynamak, konuşmak, dinlemek, izlemek, yemek, içmek hareket etmek, sevmek, sevilmek, hatırlamak, unutmamak çok önemli. Zorluklarla başa çıkabilme becerisi, çocukların hayat boyu en çok ihtiyaç duyacakları becerilerdendir. Bu dönemi belki hasarsız değil ama en az hasarla atlatmaya çalışmalıyız.  Laboratuarlarda, hastanelerde, sokaklarda insanlık uğruna hayatını kaybedenlerin varlığına saygıyı unutmadan, bütün bu kayıplara rağmen yaşamaktan, iyilik halinden vazgeçmemek, umut etmek çocuklarımıza öğretebileceğimizin en önemlisidir.”                                                                                                      

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*