YÖK tarafından Üniversitelere gönderilen “Hizmet Sözleşmesi” hakkında dikkati çeken hususlar…

Bilindiği üzere son 10 yıl içerisinde Sağlık Bakanlığı ile Üniversiteler arasında işbirliği adı altında gerçekleştirilen bazı uygulamalar çok ciddi karışıklıklar doğmasına neden olmuştur. Bu karışıklıkların başında görev tanımı ve yetki karmaşasının neden olduğu açıktır. Ayrıca buna kavramsal üniversite yapısının gelişmeyip siyasal irade ve kamuoyunda medrese düzeyinde kalmasından kaynaklandığı gerçeği de eklenince, Türk Yüksek Öğreniminin aldığı yaradan öte yok olmaya başladığı açıkça görülecektir. Zaten her yıl güncellenen dünya sıralamalarında Türk Üniversitelerinin yer almaması bir tesadüf değildir.

Konu ile ilgili sorunun temelinde özellikle 1990’lı yıllardan itibaren yürütülen ve son 20 yılda artık iyice somut hale gelen “Her İl’e Bir Üniversite Projesi”/HİBÜP olgusu yatmaktadır. 2003 yılından itibaren Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile başlatılan uygulamanın en önemli ayağı, Devlete ait Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde başlatılmıştır. Eski sistem dâhilinde Klinik Şef ve Şef Yardımcılığı uygulaması devam ederken bir gecede apar topar yapılan 175 atama ile Sağlık Bakanlığı’nda görevli olan, hükümete yakın uzman, doktor ve profesörlerin 72’si Şef, 35’i Şef Yardımcılığına getirilmek suretiyle operasyona başlandığı kamuoyunca malumdur.

Maalesef, 1982 yılında 2547 sayılı YÖK Kanunu ile eş zamanlı olarak yapılan düzenleme ile YÖK’un Tıpta Uzmanlık Eğitimine dair esas ve çerçevenin belirlenmesi yetkisini Sağlık Bakanlığı nezdine tamamen bırakmış olması temelinde bugünkü sorunların şekillendiği inkâr olunamaz. Şöyle ki, 2547 sayılı YÖK Kanunun Madde 3, t fırkası 3. Bendi tıpta uzmanlık eğitimi esaslarını Sağlık Bakanlığına vermiştir.(2) İlgili madde aşağıda dip notta da altını çizdiğimiz üzere “Tıpta Uzmanlık” sıfatını o zamanki adı “Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı” tarafından düzenlenen esaslara göre yürütülen ve tıp doktorlarına belirli alanlarda özel yetenek ve yetki” olarak tanımlamıştır. Bu düzenleme tescilden ve bir belge onanması kaygısından öte Üniversite kurumlarındaki düzenlemelerde bile Sağlık Bakanlığını tam yetkili kılar. Bu durumda, mezuniyet sonrası bir eğitim olan Tıpta Uzmanlığın tescil ve eğitim esaslarını belirleyen Sağlık Bakanlığı, Üniversitelerde yüksek lisansa eş değer bir akademik ilerleme kabul edilen uzmanlık alanını da “de facto” olarak bizzat denetleyebilme ve görevlendirme yapma yetkisine de haiz kılınmıştır. Bu husus 2011 yılında 663 sayılı KHK ile TUK teşkili aşamasında Üniversite ve Sağlık Bakanlığı eşgüdümü bakımından özellikle YÖK bağlamında ciddi sorunlara da yol açmıştır. Örneğin, yukarıda bahsettiğimiz HİBUP kapsamında taşra üniversitelerinin bünyesinde açılan Tıp Fakülteleri ve onların sözde kurumsal yapısında verilecek olan mezuniyet sonrası yüksek lisans eğitim programları yeterli öğretim üyesi sağlanamamasına rağmen, bizzat TUK tarafından kalifiye personel, teknik ve alt yapı yetersizlikleri görmezden gelinerek siyasal kaygılar ve baskılarla israrla akredite edilmiştir.

Bu durumun sonucunda, 2547 sayılı kanunun 38.maddesi’nin pervasızca, yanlı ve kişiye özel aynı zamanda usulsüz uygulanmasıyla, büyük şehirlerdeki birçok eğitim ve araştırma hastanesinden ideolojik yakınlık ilk planda gözetilerek görevlendirilen sözde öğretim üyeleri tarafından suiistimal edilmiştir. (3) Bunun doğal bir sonucu olarak zaten eğitim kurumu olmaktan uzak tabeladan ibaret bu “tıp” medreselerinde eğitim daha da zaafa uğratılmıştır. Biryandan Sağlık Bakanlığına ait Devlet Eğitim ve Araştırma Hastanelerindeki, diğer yandan artan üniversite sayısı ve beraberinde kurulan tıp fakültesi varlığı uzmanlık eğitiminin kalitesini olumsuz yönde önemli ölçüde etkilemiş gözükmektedir. Bununla beraber akademik unvanların saygınlığı da artan öğretim üyesi sayısı ile halen gittikçe de azalmaktadır.

Özellikle Tababet Uzmanlık Tüzüğü üzerinde yapılan değişiklikler sonucunda uzmanlık eğitiminin Sağlık Bakanlığı tarafından akademik bir tekel olarak değerlendirilmeye başladığı günleri yaşadığımız açıktır. Zira zaten akademik ünvan hiperenflasyonu yaşayan ülkemizde her uzman olan tıp doktorunun akademik unvan sahibi olmasının gerektiği bir zorunluluk olarak telakki edilmesi nedeniyle Sağlık Bakanlığı kendi bünyesinde istihdam ettiği akademik ünvanlı personeli Sağlık Bilimleri Üniversitesi çatısında toplamak istemiş ve halen de bu konuda “muanniddir”. Bu da eğitim ve araştırma hastanelerinin tamamını Tek bir Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve onun tek merkezli Tıp Fakültesi Çatısı altında akademik kadroya atama zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Bu dünyanın hiçbir yerinde olmayan tek bir dekanlık altında çok sayıda eğitim araştırma hastanesi olan ama daha tek bir dekana bağlı başhekimlik saltanatı ve yetki karmaşasını doğurmuştur. Zira, açıkça görülmektedir ki SB lığı 1982 de Tıpta Uzmanlık Eğitimi Konusunda YÖK’ten aldığı yetkiyi genişletmiş ve Tıp Hizmetinin yanında Tıp Eğitiminde de tekeline alarak YÖK’ü “by pass” etme yoluna girmiştir. Bunun açtığı en büyük yara, performans sisteminin de katkısıyla Sağlık Bakanlığının asıl görevi olan “hakça bir sağlık hizmeti” sunma amacından uzaklaşarak, yaratılan ideolojik bir Sağlık Bilimleri Üniversitesi olgusuyla, uygun görülen ideoloji, tarikat ve cemaat mensuplarına kadro ilan edilerek gösterge ve özlük hakları avantajını sadece onlara sunma yönünde bir uygulama tarafgirliği içine girmesine yol açmıştır. Açıkça görülmektedir ki Sağlık Bakanlığı doğası gereği, objektif değil tamamen ideolojik ve fikri iktidarı tesis yolunda yanlı davranmaktadır.

Bizim bu konudaki net düşüncemiz, Tababet ve Uzmanlık Tüzüğü derhal revize edilerek değiştirilmesi gerektiği yönündedir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi denilen ucube yapılanma kapatılmalı, Sağlık Bakanlığı uzmanlık eğitimi vermeye devam etmeli, ancak Sağlık Bakanlığı eğitim araştırma hastaneleri tekrar eski saygın konumuna getirilmelidir. Ancak bu akademik olarak kabul edilmemeli kulvarı sadece ihtiyaca binaen bir unvan tescili olarak telakki edilmelidir. Bununla beraber Yrd. Doç., Doçent, Profesör vb olma sadece YÖK e bağlı Üniversitelerin bir fonksiyonu olarak değerlendirilmelidir. Sağlık Bakanlığı uzmanlık eğitimi verirken buradaki öğrenci ve eğitim kadrosunda bulunan meslektaşlarımızın süratle akademik unvan kaygısından kurtaracak, onların özlük haklarında ve göstergelerinde yapılacak değişikliklerle bunun sağlanabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca üniversitelerde uzmanlık eğitimi alan tıp doktorlarının bu aldıkları eğitimin yüksek lisans olarak tescil edilmesi sadece ÜAK ın yetkisine devredilmek zorundadır. Bu tescil için gerekli kriterler yeniden saptanmalı, üniversitelerde uzmanlık sonrası yapılacak objektif kriterlere dayalı bu sınava devlet eğitim araştırma hastanelerinden eğitimini bitiren akademik kariyer yapmak iştiyakında olan tıp doktoru uzman hekimlere de bu hak eşitlik ilkesi gözetilerek sağlanmak zorundadır.

Özetle 1982 yılından kanayan bu yaranın izalesi için ister Sağlık Bakanlığı’na bağlı Devlet eğitim araştırma ister Üniversite’den uzmanlık eğitimini başarıyla tamamlayan her hekime verilen uzman tabip unvanı artık “yüksek lisans” olarak kabul görmekten çıkarılmalıdır. Zira yüksek lisans için objektif sınav getirilmeli bu da ancak ve sadece üniversitelerin uhdesinde olmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde YÖK üzerinden Tıp Fakülteleri ile afiliasyon yapmış Sağlık Bakanlığı’na bağlı Hastanelerin Başhekimlerini ilgili Tıp Fakültelerinin öğretim üyesi kadrolarının üzerinde konumlandıran hatta tahakküm kurduran sözleşmenin gönüllülük esası adı altında eğitim kurumlarına dayatıldığı bilinmektedir. Gönüllülük konusu burada bir ayrımlaştırıcı ve fişleme amaçlı algı yönetiminin bir parçasıdır. Yukarıda bahsettiğimiz 1982 tarihli 2547 sayılı YÖK kanunundaki değişiklikle tıpta uzmanlık eğitiminin esaslarını belirlemede tek yetkili olarak Sağlık Bakanlığı’na YÖK tarafından bizzat yapılan yetki devri ve daha sonra uzmanlık eğitiminin akademik bir kavram olan yüksek lisans ile eş değer kabul edilmesine dair yapılan hataların bugün meyvesi devşirilmektedir.

2020 yılında 3359 sayılı kanunla yapılan değişikliğin nüfusu 750 binin altında olan İllerde kurulan sözde Tıp Fakültelerinin zaten politize edilen tababet uygulamaları ve dayatılan medrese yapılanmaları şimdi Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerdeki köklü üniversitelere gönüllülük aldatmacasıyla rücu ettirilmek istenmektedir. Özellikle bundan en büyük zararı yetişmiş ve deneyimli öğretim üyesi kadroları görecektir. Uzmanlık öğrencileri ise kendileri ile ilgili görevlendirme tanımlarının çok kati hükümler içermesi nedeniyle zarar görmeyecek gibi dursa da uzun vadede eğitimleri önemli ölçüde sekteye uğrayacaktır. Bu durumda hiçbir surette bilgi üretmeye yönelik özgür düşünce ortamı gerçekleşmeyecektir.(5) Burada ilginç olan “fikri iktidarı tesis etmek” yolunda geçmiş hatalardan ustalıkla yararlanılmasıdır.

—————————————————————————————————————————-

(1) https://www.memurlar.net/haber/42135/saglikta-107-balli-burokrat.html: Bu görevlere atananlar arasında zamanın Sağlık Bakanı Müsteşarı, şimdinin Ankara Üniversitesi Rektörü Necdet Ünüvar da bulunmaktaydı.

(2) Madde 3–(Değişik: 17/8/1983 – 2880/1 md.) Bu Kanunda geçen kavram ve terimlerin tanımları aşağıda belirtilmiştir…t) (Değişik birinci cümle: 19/11/2014-6569/25 md.) Lisans Üstü: Yüksek lisans ve doktora ile tıpta, diş hekimliğinde, eczacılıkta ve veteriner hekimlikte uzmanlık ve sanatta yeterlik eğitimini kapsar ve aşağıdaki kademelere ayrılır. (1) Yüksek Lisans: (Bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, yüksek mimarlık, master): Bir lisans öğretimine dayalı, eğitim – öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yükseköğretimdir. (2) Doktora: Lisansa dayalı en az altı veya yüksek lisans veya eczacılık veya fen fakültesi mezunlarınca Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlığa dayalı en az dört yarıyıllık programı kapsayan ve orijinal bir araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlıyan bir yükseköğretimdir. (3) Tıpta Uzmanlık: Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından düzenlenen esaslara göre yürütülen ve tıp doktorlarına belirli alanlarda özel yetenek ve yetki sağlamayı amaçlayan bir yükseköğretimdir. (4) Sanatta Yeterlik: Lisansa dayalı en az altı, yüksek lisansa dayalı en az dört yarıyıllık programı kapsayan ve orijinal bir sanat eserinin ortaya konulmasını, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığı amaçlayan doktora düzeyinde lisans üstü bir yükseköğretim eşdeğeridir.

(3) 12.12.2019 Memurlar Net isimli internet sayfasında konu haber yapılmıştır, alıntı oradandır; Bilindiği üzere, öğretim elemanlarının kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirme işlemleri 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun “Kamu kuruluşları ve vakıflarda görevlendirme” başlıklı 38 inci maddesinde yer alan; “Öğretim elemanları; ilgili kurumların talebi ve kendisinin muvafakati, üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi ve rektörün onayı ile ihtiyaç duyulan konularda, özlük işlemleri kendi kurumlarınca yürütülmek kaydıyla, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında geçici olarak görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilenlerin, kadrosunun bulunduğu yükseköğretim kurumlarındaki aylık ve diğer ödemeler ile öteki hakları devam eder. Yükseköğretim Kurulu, bağlı birimleri ve Üniversitelerarası Kurul ile Adli Tıp Kurumunda görevlendirilenler hariç olmak üzere bu fıkra uyarınca görevlendirilenler döner sermayeden yararlanamaz.” hükümlerine göre yürütülmektedir. Sayıştay tarafından bir devlet yükseköğretim kurumunda yapılan olağan denetimlerde; öğretim elemanlarının 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 37’nci maddesine kapsamına giren görevlendirmelerinin hatalı olarak, aynı Kanun’un 38’inci maddesine göre yapıldığı tespit edilmiştir.

(4) 2547 Sayılı YÖK Kanunu ilgili Madde 37–Yükseköğretim kurumları dışındaki kuruluş veya kişilerce, üniversite içinde veya hizmetin gerektirdiği yerde, üniversiteler ve bağlı birimlerden istenecek, bilimsel görüş proje, araştırma ve benzeri hizmetler ile üniversitede ve üniversiteye bağlı kurumlarda, hasta muayene ve tedavisi ve bunlarla ilgili tahliller ve araştırmalar üniversite yönetim kurulunca kabul edilecek esaslara bağlı olmak üzere yapılabilir. Bu hususta alınacak ücretler ilgili yükseköğretim kurumunun veya buna bağlı birimin döner sermayesine gelir kaydedilir. Kamu kuruluşları ve vakıflarda görevlendirme: (1) Madde 38 – (Değişik: 29/11/1983 – KHK – 243/46 md.) (Değişik birinci fıkra: 21/1/2010-5947/4 md.) Öğretim elemanları; ilgili kurumların talebi ve kendisinin muvafakati, üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi ve rektörün onayı ile ihtiyaç duyulan konularda, özlük işlemleri kendi kurumlarınca yürütülmek kaydıyla, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında geçici olarak görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilenlerin, kadrosunun bulunduğu yükseköğretim kurumlarındaki aylık ve diğer ödemeler ile öteki hakları devam eder. Yükseköğretim Kurulu, bağlı birimleri ve Üniversitelerarası Kurul ile Adli Tıp Kurumunda görevlendirilenler hariç olmak üzere bu fıkra uyarınca görevlendirilenler döner sermayeden yararlanamaz.

(5) Geçtiğimiz günlerde tüm üniversitelere gönderilen sözleşme metnine temel teşkil eden 2020 tarihinde revize edilen Tıpta Uzmanlık Tüzüğünün son şekline göre Uzmanlık öğrencisi tanımı aşağıdaki gibidir.

MADDE 11 – (1) Uzmanlık öğrencisi; kurumlarındaki kadro unvanı ne olursa olsun, bu Yönetmelik ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde programlarda uzmanlık eğitimi gören, araştırma ve uygulama yapan kişilerdir.

(2) Programlara yerleştirilen uzmanlık öğrencilerinin istihdam şekli, kurumlarının özel mevzuat hükümlerine tabidir.

(3) Uzmanlık öğrencisi muayenehane açamaz, uzmanlık eğitiminin gerektirdiği durumlar dışında aylıklı veya aylıksız hiçbir işte çalışamaz, bu şekilde çalıştığı tespit edilen uzmanlık öğrencisinin ilgili eğitim kurumunca ilişiği kesilir.

(4) (Değişik: RG-26/11/2020-31316)Uzmanlık öğrencileri, uzmanlık eğitimi uygulamasından sayılmayan işlerde görevlendirilemez. Ancak deprem, sel baskını, salgın hastalık gibi olağandışı ve hizmetin normal olarak sürdürülemediği hallerde uzmanlık öğrencileri, hekimlik görevlerini yürütmek üzere eğitim gördüğü kurumda veya aynı il içerisindeki sağlık tesislerine 3 aylık süreler halinde bir yıl içinde en fazla iki defa görevlendirilebilir. Bu görevlerde geçen süreler eğitim süresinden sayılır. Ancak yukarıda sayılan haller nedeni ile tezini yetiştiremeyen ve çekirdek eğitim müfredatındaki yetkinliklerini kazanamayan uzmanlık öğrencilerine program yöneticisinin önerisi üzerine eğitim kurumunun akademik kurulu kararı ile 6 aya kadar süre uzatımı verilebilir.

(5) Uzmanlık öğrencilerinin nöbet uygulaması üç günde birden daha sık olmayacak şekilde düzenlenir.

(6) Uzmanlık öğrencisinin programlarda, kurul tarafından belirlenmiş müfredat ve standartlarda (Ek ibare: RG-9/4/2015-29321) eğitim verilmesinin sağlanmasını isteme hakkı vardır. Nöbet, çalışma ve eğitim odaları gibi eğitsel ve sosyal gereksinimleri karşılayan altyapı ve diğer standartlar kurumca sağlanır.

(7) Uzmanlık öğrencisi, programda bulunan bütün eğiticilerin gözetim ve denetiminde araştırma ve eğitim çalışmalarında ve sağlık hizmeti sunumunda görev alır, deontolojik ve etik kurallara uyar.

Yazar: Prof. Dr. Mahmut Can YAĞMURDUR, Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji Uzm. Ankara, 08 Ocak 2020

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*